ŞİİRLER

BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY

 

başka türlü bir şey benim istediğim

ne ağaca benzer, ne de buluta

burası gibi değil gideceğim memleket

denizi ayrı deniz,

havası ayrı hava..

 

bir başka yolculuk dalından düşmek yere

yaşadığından uzun

 

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere

ağacın yüksekliğince

dalın yüksekliğince rüzgarda

ve bir yeni ömür

vardığın çimen yeşilliğince

 

nerde gördüklerim

nerde o beklediğim

rengi başka

tadı başka..

 

CAN YÜCEL

 

 

 

İTİRAZIN İKİ ŞARTI

 

çok olmadığımız kesin

çok olan tarafta değiliz

çok olan tarafta olmayacağız

türkiye'de kürt olacağız

kürtlerde ermeni

ermenilerde süryani

gidip almanya'da türk olacağız

hollanda'da surinamlı

fransa'da cezayirli

iran'da azeri

amerika'da zifiri zenci olacağız

çoğalan zencide mutlaka kızılderili

israil'de filistinli

köpeğin karşısında kedi

kedinin karşısında kuş olacağız

kuşun karşısında börtü böcek

hakemler hep karşı takımı tutacak

ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı

çiçeklerden kamelya olacağız

az kolumuzun tarafında

solda olacağız

bu itirazın ilk şartı

solda da az olacağız

devrimi çoğaltırken çünkü

bir başka devrime hızla azalacağız 

bu da itirazın ikinci şartı

  

                                      Nevzat Çelik 

 

 

 

DEFNE ORMANI

 

Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri

İçin felsefe yapıyorlardı, çünkü

Ekmeklerini köleler veriyordu onlara;

Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için

Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini

Köle sahipleri veriyordu onlara.

Ve yıkıldı gitti Likya.

 

Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri

İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü

Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;

Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri

İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini

Felsefe veriyordu onlara.

Ve yıkıldı gitti Likya.

 

Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin

Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin

Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi.

Ekmeğin sahipsiz felsefesini

Felsefenin sahipsiz ekmeği.

Ve yıkıldı gitti Likya.

 

Hala yeşil bir defne ormanı altında.

---~----~----~----~------~----~---

                                                Melih Cevdet ANDAY

 

 

 

 

 

                

 

             PARAMPARÇA

                  Paramparça yürekler

                  bedenler paramparça

                  coşkular

                  ve  umutlar

                  duygular  paramparça

 

                  deli dolu öfkeler

                  ve sessiz hıçkırıklar

                  bakmalar

                  bakışmalar

                  gülmeler  paramparça

 

                  kente inen ışıklar

                  uzun

                  koyu gölgeler içinde

                  sevişmeler

                  sevmeler  paramparça

 

                  bir  günışığı  kaldı

                  gözlerinden yansıyan

                  tutmaya uzanırım

                  ellerim  paramparça…

 

                                  Alime Mitap

                                                    1993

                 

Adresini Arayan Şiir

 

Gece gündüze

Meydan okurken

Bu cennet yurdumda

Umuda bunca

Saldırı varken

Hangi günümüz

Bu günden daha karanlık…

 

Ey yürekleri

Özgürlük haykıran

Ana yurdumun şairleri!

Kuşanın kaleminizi

Haydi savaşa!

Siz ki

Halkın şairlerisiniz

Tutuşturun

Bulutları ateşleyen

Şimşekleri!

Tutuşturun

Çakmak çakmak

Yanan

Mavi gözlü

Dev yürekleri!

 

Onlar ki

Çanakkale’de

Sakarya’da

Dumlupınar’da

Tarih yazan…

Onlar ki

'Ya istiklal, ya ölüm'

Deyip,

Esaret zincirini

Kıran…

Ay ışığı...

Hep karanlık kuytuları vururken

Bu kez.. kurşun adres sormuyor?

Açlık

Sefalet

İhanet

Yansırken aynalara...

Tutuşturun

Özğürlük ateşini

Tutuşturun

Umudun ateşini

Geceye inat

karanlığa inat...

 

(Ağustos-2009/Adana)

 

Melih Baki

 


 
ÖYKÜLER

                

 

             SANAT ve ESTETİK ÜZERİNE YAZILAR- 1

       

 SANATIN DOĞUŞU ÜZERİNE - 1  

                                

    Sanatsal yaratıcılığın kökleri insanlığın toplumsal  tarihinde  aranmalıdır. Sürüler halindeki yaşamdan toplumsal yaşama geçtiğinde insanlar, dünyayı estetiksel olarak özümleyebilme ve sanatsal faaliyette bulunabilme yeteneğini de  kazanmaya  başlamıştır.

    İlkel toplum  aşamasında  topluluk homojen bir yapıdaydı.  Sınıflar, katmanlar yoktu. Doğa karşısında  güçsüz olan insan, bu toplu yaşayış düzeni içinde sımsıkı bağlarla yerini almıştı. Dışarı atılıp tek başına bırakılmak  korkunç  bir şeydi; adeta ölmek demekti. Topluluk içindeki insanlar, yaş ve cins ayrımları dışında, birbirine benzer özellikler taşımakta, topluluğun ortak çıkarlarını gözeterek kollektif bir yaşam sürmekteydiler.

    Bu dönemde sanat, insanların doğaya, vahşi hayvanlara üstün olmasını sağlayan toplumsal bir eylemdi. Dans, ritmik ezgi ve büyü törenleri gibi sanatsal eylemlere topluluğun tüm üyeleri  katılırdı.

   İlkel toplum insanı vücudunu, yüzünü boyalarla, dövmelerle süslerken de kendi aşiretine bağlılık duygusunu pekiştirmek ve diğer aşiretlerin üyelerinden farklı  görünmek çabası içindeydi. Güzel ve çekici görünmek gibi estetik kaygılar sözkonusu değildi. Topluluğun genel ilkeleri belirleyiciydi. İnsan henüz “birey” olma bilincine sahip değildi. Bu süsleme ve boyamalarda kişisel beğeniler ve tercihler rol oynamıyordu

    Sanatın ortaya çıkışında emeğin  büyük rolü olmuştur. İnsan  bedeni çalışma  süreci içinde  değişikliğe uğramış; el, dil, beyin ve diğer tüm organlar gelişmiştir. “Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü” adlı yapıtında Engels şöyle  der:

    “İlk çakıl  taşının insan eliyle işlenerek  bıçak haline gelmesi için öylesine uzun bir zamanın geçmesi gerekmiştir ki, bizim tarih dediğimiz zaman bunun yanında hiç kalır. Ama zorunlu adım atılmış, insan eli özgürleşmiştir. Bundan böyle de  yeni  beceriler edinecek, bu yolla kazanılan büyük el yatkınlığı, insan soyundan soyuna geçerek,  gittikçe artacaktır.”

 

                                                                Alime Mitap

                                                                                 31.05.1995

                                                                 Demokrat   Söylem Gazetesi       

 

 

--------------------------------------

Yararlanılan kaynaklar:    Kagan, Estetik ve Sanat; E.Fisher,Sanatın Gerekliliği                                        

                                                                

                                 

 

                                    YABANCILAŞMA ÜZERİNE

      İnsanın kendine, çevreye, doğaya yabancılaşması, çağdaş toplumun  önemli bir problemidir.İnsanı umarsız bırakan,  doğasını ezen; kendisini, elindekileri yitirmesi olarak da ifade edilen yabancılaşma, temelde bir sistem sorunu olarak karşımıza çıkar.

     Kapitalist sistemin ileri aşamasında küçük üretici, dükkanını, atölyesini  kapatıp fabrika işçisi olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalır. Çünkü   işletmesi tekeller karşısında rekabet gücüne sahip değildir. Bu çark, acımasızca onu dişleri arasına almıştır.

     Bir terzi, kendi dükkanında elbise dikerken mutludur. Kumaşı  alıp binbir emekle, sevgiyle  işlemeye başlar. Kesip biçer. Kendince modeller tasarlayıp  ortaya bir ürün koyar. Sonra bu yapıtının karşısına geçip onu gururla seyreder. Mutluluk duyar. Oysa fabrikada her gün  elbisenin yalnızca bir tek  parçasıyla ilgilenecek olan işçi, makinenin başında  aylar ve yıllar boyunca rutin bir çalışma içinde tüm heyecanını yitirecektir.

      Fabrikada üretilen  giysiler kentin ışıltılı vitrinlerinde astronomik fiyatlarla satışa sunulduğunda   işçi onu bir yabancı gibi seyreder. Yaratıcılık heyecanını duyamamasının  yanı sıra, alım gücü yetersiz kaldığı için eziklik de duyacaktır. Emeği ona  yabancılaşmıştır. Ürün, üreticisinden ayrılmıştır. Ona ait değildir. 

     Yabancılaşma, salt emekçi kesimin sorunu olarak görülmemelidir. Kapitalizmin hücrelerine dek sinmiş olan bu olgu, tüm  kesimleri, işvereni de  etkiler. Çünkü ürünün  (meta’nın) genel anlatımı olan para, insanları egemenliği altına alır; onları kul köle eder. İnsanların toplumsal eyleminin (üretim faaliyetinin) yarattığı para, bir yerden sonra yaratıcılarının karşısına dikilir.

     Ekonomik sistemden kaynaklanan yabancılaşma olgusu, sosyal alanda farklı biçimlerde ortaya çıkmakta; günümüz insanını daha da çıkmaza sürükleyen bir problem olarak görünmektedir.

     Tarihin derinliklerine doğru gidecek olursak; ilkel toplum aşamasında aynı kabileye mensup insanlar benzer özellikler taşır. Yaş ve cins ayrımları dışında hepsi birbirine benzer. Bu insanlar için kabilenin ortak çıkarları önemlidir. Acımasız doğa koşulları karşısında savunmasız olan ilkel toplum insanı, kabile  içinde kendini güvenli hisseder. Topluluktan atılacak olursa çoğunlukla intihar eder. Bu insan, kabilesi içinde mutludur. Yapılan araştırmalar, ilkel toplum insanının, günümüzün bazı (stresten kaynaklanan) sinirsel hastalıklarını hiç bilmediklerini; başağrısı vb çekmediklerini göstermektedir.

     Ezen, ezilen ayrımının ortaya çıkması ve giderek ekonomik gücün belirli bir kesimin elinde toplanmasıyla birlikte sosyal yaşamda da değişiklikler olmuştur. İnsanın doğasına uygun olmayan sömürü düzeni, kişinin hem kendine hem de topluma  yabancılaşmasına yol açmıştır.

      Binlerce yıl önce, mitolojik çağlarda doğayla içiçe olan, varlığını doğanın bir parçası gibi hisseden insan, zamanla gelişerek benliğine kavuşmuş; “insan” olmanın bilincine varmış fakat bu kez de kendini “bir başına”, yapayalnız bularak, eski mutlu günlerini bir rüya gibi sisler ardında yitirmiştir.

     Çağımızın bilinçli, düşünen, sorgulayan bireyi, yabancılaşma tuzağından kurtulmanın yol ve yöntemlerini bulabilecek güçtedir. Bunun ilk koşulu, insanın insanı sömürmediği bir dünya yaratmak üzere yola çıkmaktır kuşkusuz.  

            20.02.2001  Alime Mitap

                     

Not: Bu yazı,4.3.2001 tarihli  Mülkiyeliler Birliği İzmir Bülteni’nde (Sayı: 7)  yayınlanmıştır.  

 

 

 

 

 

 

 


 
SANAT HABERLERİ

 
ADALI ve BEN

ADALI VE BEN 


Adalı’nın alnına yazmı
şlar denizi,

Sonra çizgi çizgi kesmişler,

Gömleğine dikmişler

Adalı’nın..

 

Adalı’nın kentte durumu yaman..

Gömleğim deniz diyor

Sorunca,

Ama içki başına vuruyor,  zaman zaman.

Direniyor Adalı;

Tam kafayı bulunca,

Ben sarhoş olmam,

Benim her şeyim deniz diyor,

Boyuna Ada'dan söz ediyor.

 

Takılıyorum,

Adalı diyorum, sevgilin de mi deniz,

Sen ondan haber ver..

Susuyor, dik dik bakıyor bana.

Adalı beni sever,

Adalı bana küfür etmez..

Adalı diyorum, boş ver.

Bir başka yere diyorum, gidip içelim bu gece.

İnsan sevdiği sürece,

Uykusu gelmez..

 

 

Dalıyoruz bir gecenin içine..

Adalı bi sözümü iki etmez...

 


     Özdemir Asaf
( 1923 - 1981 )

 




SUMET YERBİLİMLERİ, MÜHENDİSLİK, SONDAJCILIK SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.

Adres: Gediz Caddesi No:28 Daire:4 Bornova / İzmir
Tel: 0232 - 343 25 87 - 342 19 12 Fax:0232 - 374 03 85

tasarım & programlama deltawebsistem